‘Oğlumla gurur duyuyorum, o haklı bir dava için canını verdi’

‘Oğlumla gurur duyuyorum, o haklı bir dava için canını verdi’

ANF

21:30 / 16 Mayıs 2011

ŞIRNAK – Bilican tepesinde çıkan çatışmada yaşamını yitiren HGP gerillası Sami Piranoğlu (Dijwar Guyi) Uludere’de toprağa verildi. Binlerce kişi tarafından son yolculuğuna uğurlanan Piranoğlu’nun annesi Naciye Piranoğlu, “Oğlumla gurur duyuyorum, o haklı bir dava için canını verdi. Tüm Kürdistan’ın başı sağolsun” dedi.

Şırnak’ın Uludere (Qilaba) İlçesi Bilican tepesi mevkiinde operasyon sonucu çıkan çatışmada yaşamını yitiren ve Şırnak Devlet Hastanesi’ne getirilen 4 gerilladan Sami Piranoğlu’nun (Dijwar Guyi) ailesi cenazeyi almak için İstanbul’dan Şırnak’a geldi. Cumhuriyet Savcılığı’na başvuran aile, daha sonra hastaneye gelerek cenazeyi aldı.

Şırnak’ta binlerce kişi Piranoğlu’nu “Şehit namirin” sloganlarıyla uğurladı. Yüzlerce araçlık konvoyla Uludere’ye gelen cenaze ilçe girişinde alkış, zılgıt ve sloganlarla karşılandı. Burada cenaze aracında indirilen Piranoğlu’nun naaşı ilçe merkezinde bulunan Özeli Camii’ne kadar omuzlarda taşındı. Dini vecibeleri yerine getirilen Piranoğlu’nun naaşı Uludere Mezarlığı’na kadar omuzlara alınarak, “Şehit na mirin”, “Ey şehit riyate riya me ye” sloganlarıyla getirildi.

Kitle, cenazenin mezarlığı getirildiği güzergahta bulunan Devlet Hastanesi yanında önlem alan polisleri taş yağmuruna tuttu. Bu sırada poliste gaz bombaları ile kitleye müdahale etti. Başlayan çatışmalar sırasında Hükümet Konağı ve İl Emniyet Müdürlüğü’nde taş yağmuruna tutuldu. Yaşanan gerginliğin ardından yola devam eden binlerce kişi, mezarlığa geldi.

Piranoğlu dualar ve sloganlarla düzenlene cenaze töreninin ardından toprağa verildi. Cenaze törenine BDP Eş Genel Başkanı Filiz Koçali, Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloğu adayları Gültan Kışanak, Hasip Kaplan, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, BDP Şırnak İl Başkanı Abit İke, BDP il ve ilçe belediye başkanları da katıldı.

‘BOTAN KALBİ GÜNLERDİR AYAKTA’

Cenazenin defnedilmesinin ardından ilk konuşmayı yapan BDP İl Başkanı Abit İke, “Günlerdir Botan halkı çocuklarına sahip çıkmak için büyük bir direniş gösterdi. Kürt halkı her zaman çocuklarına sahip çıkacaktır. Hiçbir inkar ve imha politikası Kürt halkını haklı mücadelesinden geri adım attıramaz” dedi.

Ardından konuşan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir ise, Botan’ın kalbi olan Şırnak’ta günlerdir süren bir isyan olduğunu söyledi. Baydemir, “Botan’da günlerdir halkımız evlatları için ayakta. Kirli zihniyetin kirli politikaları sonucu bu gün bir can daha toprağa verdik. Umarım bu toprağa verdiğimiz son olur. AKP’nin Kürtlere dayattığı bir yaşam tarzını Kürtler kabul etmeyecek. Özgürlü için mücadelemiz sürecek” diye konuştu.

Son olarak söz alan Piranoğlu’nun annesi Naciye Piranoğlu ise cenazeye katılan binleri ağlatan bir konuşma yaptı. “Oğlumla gurur duyuyorum, o haklı bir dava için canını verdi. Sadece benim değil halkının şehidi oldu” diyen anne Piranoğlu, “Bu kan bir an önce durdurulsun, kanla nereye kadar gidilebilecek. Kardeşlik olsun. Benim oğlum haklı bir dava için yaşamını yitirdi. Başka analar oğullarını kaybetmesin. Tüm Kürdistan’ın başı sağ olsun” dedi.

Konuşmaların ardından dualar okundu ve kitle mezarlıktan ayrıldı. Piranoğlu için yarın taziye açılacak. Öte yandan ilçe merkezinde polisin yoğun önlemleri ve gerginlik devam ediyor.

AŞKAN YARIN HAKKARİ’DE TOPRAĞA VERİLECEK

Bu arada Canşêr kod adlı Adem Aşkan’ın cenazesi ailesi tarafından Şırnak Devlet Hastanesi morgundan alınarak, Hakkari’ye getirildi. Aşkan’ın naaşı kent girişinde Hakkari Belediye Başkanı Fadıl Bedirhanoğlu, BDP Hakkari İl Örgütü Başkanvekili Orhan Koparan ve yüzlerce kişi tarafından karşılandı. Cenaze Hakkari Devlet Hastanesi morgu önüne getirildi.

Burada açıklama yapan Koparan, cenazenin bu gece morgda bekletileceğini, yarın saat 09.00’da kitlesel şekilde hastane morgundan alınarak, Sümbül Mahallesi Serê Solan Mezarlığı’na defnedileceğini belirtti. Koparan, tüm Hakkarililere yarınki cenaze törenine kitlesel şekilde katılarak, cenazeye sahip çıkmaları çağrısında bulundu. Koparan’ın açıklamasının ardından cenaze omuzlara alınarak morga taşındı.

AYDIN MUŞ’A UĞURLANDI

Bir diğer HPG gerillası Hanifi Aydın’ın (Berxwdan Malazgirt) ailesi Cumhuriyet Savcılığı’na başvuru yaptı. Ardından hastane morgundan cenaze aile üyeleri tarafından alınarak, cenaze aracın konuldu. Aydın’ın cenazesi onlarca araçlık konvoyla doğum yeri olan Muş’un Malazgirt İlçesi’ne doğru yola çıkarıldı. Aydın’ın cenazesinin alındığı sırada Devlet Hastanesi’nin karşısında bulunan Şırnak Kız Öğrenci Yurdu’nun cam ve balkonlarına çıkan öğrenciler, uzun süre zafer işaretleri yaptı. Cenaze zafer işaretleri ve zılgıtlarla uğurlandı.

Geçiş güzergahında bulunan Cizre’de ise binlerce kişi ilçe meydanında cenazeyi karşılamak için bekliyor. Cenaze Cizre’nin ardından Batman ve Bitlis üzerinden defnedilmek üzere Malazgirt’e götürülecek.

ANF NEWS AGENCY

‘Kızım bir bardak ayran ver’

29 Nisan 2011 Cuma 11:18

‘Kızım bir bardak ayran ver’

 
Şeker’in son sözü ‘Kızım bir bardak ayran ver’ oldu

DİYARBAKIR – Bismil’de polis kurşunu ile yaşamını yitiren lise öğrencisi Halil İbrahim Oruç’un katillerinin bulunması için yürüyen kitleye müdahale edilmesiyle başlayan olaylar sırasında polisin attığı gaz bombası sonucu yaşamını yitiren 60 yaşındaki Kazım Şeker’in son sözleri, “Kızım biber gazlarından etkilendim. Nefes alamıyorum. Bana bir tas ayran yap midem bulanıyor” oldu.

Diyarbakır’ın Bismil İlçesi’nde polis kurşunu ile öldürülen lise öğrencisi Halil İbrahim Oruç’un katillerinin bulunması talebiyle yapılan yürüyüşe müdahale edilmesiyle başlayan olaylar sırasında atılan gaz bombalarından etkilenerek kalp krizi geçiren Kazım Şeker yaşamını yitirdi. Görgü tanıkları Şeker’in yürüyüş sırasında gayet sağlıklı olduğunu ve atılan yoğun gaz bombalarından sonra fenalaştığını belirtirken, kızı ise son sözlerini anlatıyor. Nato Caddesi’nden kaymakamlığa doğru yürüyen kitle içinde Şeker’le birlikte olduklarını kaydeden görgü tanığı Seyfettin Bozan, polisin yoğun bir şekilde oluşan gaz bulutlarından kaçmak için Şeker ile birlikte bir eve sığınmak zorunda kaldıklarını söyledi. Bozan, “Her tarafa yoğun gaz bombaları atıldı. Kazım Şeker ile birlikte 8 kişi olayın yaşandığı yerde bir eve sığındık” dedi.

Şeker’in gaz bombalarından kaçarak sığındığı ev gaz doldu

Çevreye atılan aşırı gaz bombalarından kaynaklı evin için gaz dolduğunu ifade eden Bozan, “Atılan yoğun gaz bombalarından dolayı evin için gaz doldu. Bu gazdan evde bulunan herkes ciddi anlamda etkilendi. Çok gergindi. İçeriye sızan gazdan dolayı yüzümüz, gözümüz yanıyordu. Nefes alamıyorduk, gazdan dolayı yanan yerlerimize limon sürdük. Olaylar ara sokaklara ve mahalle aralarına yayıldı. Bunun üzerine o eve benimle birlikte sığınanlar dışarı çıktık, ben belediyeye doğru yürüdüm. Kazım Şeker’in durumu kötüydü” diye konuştu.

Kızından son isteği bir tas ayran oldu

Evinin yakınına kadar getirilen Şeker, evin kapısına geldiğinde olduğu yere yığılarak, “Çok kötüyüm bir tas ayran verin” dedi. Babasının son nefesini verdiğinde yanında olan kızı Ferehat Şeker, o anı gözyaşları içinde, “Kapıda ‘kızım gaz bombası beni kötü yaptı, midem bulanıyor. Bir ayran yap’ dedi” diye aktardı. Babasının herhangi bir rahatsızlığının olmadığını belirten Ferehat Şeker, “Babamın hiç bir şeyi yoktu. Sabah evden ayrıldı, ilçede yürüyüş yapıldığını duydum, ardından ise babam kapı önüne zor gelerek, kendinden geçti. Rengi atmıştı. ‘Baba durumun iyi değil, seni doktora götürelim’ diye ısrar ettim. O da bana ‘yok kızım kusarsam geçer’ diye cevap verdi. Sonra kusmaya başladı ve ardından bayıldı. Çığlıklar içinde yengelerimi çağırdım o sırada kardeşim okuldan geldi. Ve onu apar topar hastaneye kaldırdık” diye konuştu.

‘Babam haksızlığa tahammül etmeyen halkını çok seven biriydi’

Ferehat Şeker, kenti gaz bulutu altında bırakanların babasının öldürdüğünü ve gençlerin dahil tahammül edemediği gaz bombasının yaşlıları nefessiz bıraktığını belirtti. Babasının Kürtlere yapılan zulme tahammül edemediğini kaydeden Şeker, “Babamın hiç iyiydi sağlık problemi hiç yoktu. Ama son günlerde yaşananları ciddi anlamda kendine stres ve sıkıntı yapıyordu. Bir gece uyandığımda babam sigara içiyordu. Tabağı dolu sigara izmaritiydi. Baba neyin var neden bu kadar içiyorsun diye sordum oda bana ‘Kızım nasıl içmeyeyim insanlarımıza saldırıyorlar. Halkımıza bu yapılan zulmü gördükçe ben içmeden yapamıyorum’ dedi. Babam halkını çok seven haksızlığa asla tahammül etmeyen bir insandı” diye anlattı.

DİHA

Şemdinli’de bir aile dramı

28 Nisan 2011 Perşembe 19:28

Şemdinli’de bir aile dramı

 
Hakkari’nin Şemdinli ilçesine bağlı Günyazı köyü Oğlaklı mezrasında ikamet eden ve kocasının cezaevine girmesi ile ortada kalan anne Sulhiye Demir, 8 çocuğu ile birlikte yıkılmak üzere olan tek odalı evde hayatta kalma mücadelesi veriyor.

YAKUP BAY / YÜKSEKOVA HABER

ŞEMDİNLİ – Sulhiye Demir, bir yıl önce kocası Nurettin Demir’in bir suçtan dolayı cezaevine girmesinden dolayı 6’sı öğrenci toplam 8 çocuğuna hem annelik hem babalık yapıyor. Geçen hafta bölgede etkili olan yağışlar yüzünden bir odalı evlerinin kısmen çökmesi yüzünden durumunu daha da zorlaşan aile çaresizlik içinde yardım bekliyor.

62308

“ÇOK ZOR DURUMDAYIM”

Komşularının yardımıyla geçici olarak onarılan tek gözlü odada yaşam mücadelesi veren anne Sulhiye Demir yetkililere seslenerek “Benim kocam cezaevinde. Çocuklarımdan, Hülya 7. sınıf, Reber 5. sınıf, Çınar 5. sınıf, Pakize 4. sınıf, Sakine 1. sınıf ve Fahrettin ise 1. sınıf öğrencisi. Okula gitmeyen de Mikail ve Sariye ile birlikte toplam 8 çocuğum var. Elimde herhangi bir geçim kaynağım bulunmamaktadır. Çok zor durumdayım. Evimin damı geçenlerde yağan yağmurlardan dolayı yıkıldı. Komşularımın sayesinde geçici olarak biraz onarıldı. Fakat evim yıkılmak üzere yetkililere sesleniyorum. Allah rızası için yardım edin” diye belirtti.

“LÜTFEN BİZE BİR EV YAPIN”

Okul okuyan ailenin en büyük çocuğu Hülya Demir ise “Babamız tutuklu cezaevinde şimdi. Büyüklerime sesleniyorum lütfen bize bir ev yapın. Çünkü bizim kimsemiz yoktur. Bir yıldır köylüler bize yardım ediyor. Fakat onların da durumları iyi değildir. Bizim elimizden hiçbir şey gelmiyor, çünkü biz fakiriz” dedi.

62310

Demir ailesinin komşu olan Abdulkadir Yılmaz (65) çocukların babasının 6 yıl ceza aldığını anlatarak “Bizim burada yaşayanların çoğu fakirdir. Eğer durumumuz iyi olsaydı bizler de fakir olmasaydık yardım ederdik. Ancak devlet tarafından bu çocuklara yardım eli uzatılması gerekiyor.Lütfen yardım edin. Evleri çok kötü durumda olup her an üzerlerine yıkılabilir” dedi.

Mezra sakinlerinden Hasan Atilla (37) ise “Bu aile gerçekten çok mağdur durumdadır.Y etkililerden tek istediğimiz biran önce bu aileye sahip çıksınlar. Köylüler tarafından şimdiye kadar erzak yardımı yapılıyordu. Fakat köylülerin de durumu da çok vahimdir. Evin reisi cezaevinde olduğu için ailenin çalışacak kimsesi yoktur” dedi.

62312

62313

Bu haber toplam 966 defa okunmuştur

Bir kentsel dönüşüm mağduru

12 Nisan 2011 Salı 16:49

Bir kentsel dönüşüm mağduru

Büyük kentlere göç ettirilen Kürt aileleri, özellikle İstanbul’da “Kentsel Dönüşüm” adı altında ikinci bir göç yaşıyorlar.

ZEYNEP KURAY / ANF

İSTANBUL – Bu yıkımın en somut ve acı örneklerinden biri olan Ayazma dramını “İshak” isimli belgeseliyle beyazperdeye taşıyan İtalyan yönetmen Miguel Gatti, Kürtler dayatılan kültürel, sosyal, ekonomik kıskacı gözler önüne seriyor.

61122

Topraklarından koparıldıkları için İstanbul’da büyümek zorunda kalan ikinci kuşak Kürt gençlerinin uğradığı asimilasyona dikkat çeken Gatti, iki kültür arasında gençlerin sıkıştığını ve kültürlerine yabancılaştıklarını anlatıyor. Kürtlerin zar zor kurdukları gecekondu evlerden TOKİ’ye taşınmalarını ise İtalyan yönetmen Gatti, yeni bir savaş biçimi olarak görüyor.

İstanbul’daki kentsel dönüşümü, ikinci göçü ve belgeselini İtalyan yönetmen Miguel Gatti ANF’ye anlattı.

SESSİZ KALMAMAK İÇİN…

Kürt sorunuyla ilgilenmem PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın tutuklanıp cezaevine girdiği sürede İtalyan sosyalist partilerin ve birçok basın yayın kuruluşunun kendisine destek verip sorunu tartışmasıyla başladı. O dönemde Kürt meselesi hakkında pek çok kitap okudum ve sonra Kürtlere yakınlık duymaya başladım.

Büyük acılar çektiklerini biliyorum, bu acılar karşısında sessiz kalmamak gerektiğini, mutlaka bu konuda bir şeylerin yapılması gerektiğini düşündüm.

O nedenle 2005 yılında katıldığım Filistin kervanı ile birlikte Türkiye’den geçtim. Daha sonra da Kürtleri daha yakından tanıyabilmek için 2007 yılında bir arkadaşımla birlikte Diyarbakır Newroz kutlamalarına katıldım. İnsanların coşkusu, bitmeyen enerjileri, kararlılıklarını gördüm, Barış Annelerini tanıdım ve çok etkilendim.

Kentsel Dönüşüm adı altında yıkılan Ayazma ile tanışmam ise bu süreçte oldu. Kürtlerin kimliklerini, dillerini, kültürlerinin baskı altında olması dışında, yaşadıkları bölgelerden Türkiye’nin batısına, İstanbul’a göç etmek zorunda bırakıldıklarını biliyorum.

61123

KENTSEL DÖNÜŞÜM TAMAMEN BİR RANT…

İtalyan organizasyonunda çalışan ve Ayazma’yı çeken bir İtalyan arkadaşım aracılığıyla zorunlu göçün başka bir boyutuyla karşılaştım. Bu da İstanbul’a gelen Kürtlerin yaşadıkları yerlerin Kentsel Dönüşüm’e uğratılması sorunuydu. Aslında burada söz konusu olan gerçekten Kentsel Dönüşüm, kentin geliştirilmesi değil, spekülatif amaçlar…

Çekimler sırasında Kürt ailelerin ‘güzel hayat’ adı altında yerleştirildikleri TOKİ kulelerinde daha da büyük bir yoksulluğa itildiklerini gördüm. Burada esas amacın bu aileleri daha sağlıklı, daha iyi bir yere taşımak değil tamamen bir kazanç, bir rant.

Önce rica ile teşvik ile istemeyenin ise evini yıkıp taşınmak zorunda bırakarak onları İstanbul’daki yoksul evlerinden ayırıp çok zengin, konforlu apartmanlara yerleştireceklerini vaat ettiler. Ancak hiç de öyle olmadı, çünkü o evi bedava vermiyorlar, satın almak zorunda bırakıyorlar. Satın alacak güçleri olmadığı çok açık, satın almak için banka kredisi alıyorlar, o krediye mecbur bırakılıyorlar. Burada bir nevi banka ile çalışmak zorunda bırakıyorlar bu insanları. Bu aslında yeni bir ekonomi biçiminin dayatılmasından başka bir şey değil.

Kendine yeterli tarım ekonomisinden önce İstanbul’a göç ettirip, daha sonra böyle yüksek faizli, eğer günü gününe ödemeyi aksatacak olursalar sürekli banka ile muhatap olabilecekleri bir ekonomik ağa sokmak istiyorlar. Burada Kürt ailelerine dayatılan bu sistem, dünyanın güneyindeki tüm ülkelerin kentlerinde yaşanan bir şey. Ben bunu Bogota’da, Sao Paolo’da da gördüm.

İSHAK 17 YAŞINDA BİR KENTSEL DÖNÜŞÜM MAĞDURU

Önce gecekondu bölgesinde yaşayan ailelerden biriyle ilişkiye geçtim ve karşıma ilk çıkan henüz 17 yaşındaki İshak oldu. İshak, Kentsel Dönüşüm mağduru ailesiyle tanıştırdı bizi. Çok sıcak karşıladılar ve olan biteni anlatma konusunda hiç kimsenin korkusu yoktu. Ben de İshak’ın ailesi üzerinden konuyu anlatmaya karar verdim.

İshak aslında benim için çok şaşırtıcı bir genç oldu. çünkü ben tam anlamıyla bir Kürt genciyle karşılaşmayı beklerken o ne Kürt ne Türk, kendini İstanbullu hissediyordu. Elinde cep telefonuyla çekim yaparak kendisine bir dünya yaratmıştı. Tam da bu noktada bir değişiklik yapmamız gerekti belgeselde. İstanbul’a göçen ikinci kuşak Kürt gençlerinin bu kentte yaşadıkları değişime eğilme gereği duydum.

TOKİ KULELERİ YENİ BİR SAVAŞ ÇEŞİDİ

Gerek kültürel, gerekse zorla gecekondudan TOKİ kulelerine taşınma süreci aslında yeni bir savaş çeşidi. Böyle algıladım. Silahlarla değil de para üstünden dönen bir savaş. Daha sonra İshak’ı alıp Kürt kenti olan Diyarbakır’a gittik orada da bir kere daha şaşırarak gördüm ki, Ishak’ı Kürt sorunundan çok cep telefonuyla fotoğraf çekmek heyecanlandırıyordu.

İshak’ın kendisine dayatılan kültür ile kendi kültürü arasındaki yaşadığı çatışmaya tanık oldum aslında. Bunun da savaşın bir yönü olduğunu düşünüyorum. Birincisi yaşanan şiddet, ikincisi ise yerinden yurdundan edilme ve ikinci kuşağın yabancı bir şehirde büyümek zorunda kalması. Bu, iki defa kültürünü kaybetme anlamına geliyor.

Büyük şehre gelip burada 20 yıl kaldıktan sonra çocuklar artık kendilerini o şehre ait hissediyorlar. Dolayısıyla geldikleri kimliklerini çok da umursamıyorlar. Mesela İshak’ı belgeselin bir bölümünde Kürdistan’da yaşayan Zeki isimli bir genç ile buluşturarak aradaki farkı göstermek istedim.

Zeki, İshak’a sürekli Kürt sorunundan söz edip kimliğine sahip çıkması gerektiğini söyleyerek ‘Benimle Kürtçe konuş’ diyordu, İshak ise bu söylemlerden sıkılıyordu. Orda aslında aynı kuşaktan iki genç arasındaki farkı da görmüş oldum. Biri sıcak sıcağına sorunu yaşarken, diğeri daha uzak olduğu için kavrayamıyordu.

İKİNCİ GÖÇ, BİR YABANCILAŞMA

Kimlikleri, dilleri, kültürleri yasaklanan, devlet tarafından yaşadıkları yerlerden, ektikleri biçtikleri tarlalardan koparılıp zorla göç etmek zorunda bırakılan Kürt aileleri aslında köyde bıraktıkları hayatı geldikleri büyük şehre taşıyorlar. Daha sonra yeniden güçlükle kurdukları yaşamları devlet eliyle sözde ‘modern’ konutlara yerleştirilerek zorla bir kez daha değiştiriliyor. Burada ikinci bir göç ile bir yıkım, bir yabancılaşma ile yüz yüze kalıyorlar. Zaten zorunlu göçle kaybettikleri birinci hayatı ikinci kez kaybetmek zorunda kalıyorlar.

Zorla yerleştirildikleri bu konutları satın alacak paraları da yok, ama almak durumunda bırakılıyorlar, daha önce hayatlarında olmayan bir piyasaya sokuluyorlar. Ben zaten buna gelişme diyemem. Bu, kapitalist sistemin dayatması.

Bunu Kürtleri yenilgiye uğratmanın yeni bir biçimi olarak görüyorum. İnsanların kültürlerine, dillerine konan yasakların ve köklerinden koparılarak zorunlu göçe tabi tutulmalarının var olan bir zenginliğin yok edilmesi manasına geliyor.

Bu yüzden bugün kimlikleri ve kültürleri için yılmadan direnen ve bugünlerde alanlarda çadır kuran Kürt halkının mücadelesinin yanındayım ve destekliyorum ve Kürt coğrafyasında yaşanan savaşın ve şiddetin son bulmasını diliyorum.

Meş’i bir haftada 2 bin 457 kişi izledi

09 Nisan 2011 Cumartesi 12:37

Meş’i bir haftada 2 bin 457 kişi izledi

12 Eylül darbesi sonrasında yaşanan tutuklama, işkence ve baskıları anlatan Meş filmini bir haftada 2 bin 457 kişi izledi.

DİYARBAKIR -12 Eylül darbesi öncesi ve sonrasında Mardin’in Nusaybin İlçesi’nde darbenin ayak seslerinin hissedildiği bir ortamda, Nusaybinli çocuklar ve hayatın kıyısına itilenlerin hikayesini konu alan Meş filmini, bir haftada 2 bin 457 kişi izledi. Shiar Abdi’nin yönettiği ve filmin senaristi Selamo’nun oynadığı filmin galası Nusaybin, Diyarbakır, Batman, İstanbul, Van ve Kızıltepe’de yapıldı.DİHA